i’m back..
Aslında gitmeden önce de bir şeyler yazmayı planlıyordum ama fırsat olmadıi yan yattı, çamura battı :) Geçtiğimiz hafta cuma günü gittiğim denizli güneşli Kuşadası tatilinden bu hafta başı, pazartesi günü döndüm. Bu tarz yaz tatillerinden çok fazla hoşlanmıyorum işin doğrusu, tatil dendiğinde evde geçen dinlenmece geliyor benim aklıma. Ama birazcık da yanayım, ‘güneş görmüş‘ desinler diye ( :P ) gittim işte. Atlantique Club adında bir tatil köyünde kaldım. Gitmeyi düşünen olursa diye biraz bilgi vereyim, Kuşadası otogarının karşısından, ‘Sahil siteleri‘ dolmuşlarının son durağı yakınlarında Atlantique Club. Dolmuştan indikten sonra bir kaç dakika yürümeniz gerekiyor. Tesise gelince… Personeli 10 üzerinden 2, hemen söyleyeyim. Havuz başındaki barda Ankaralı Filiz ( :D ) çalışıyor ki kendisi içkinizi ne kadar buzlu içmeniz gerektiği hakkında fikir beyan etmekten hiç geri durmuyor. Tesiste ücretlerin muadillerinden düşük olmasından mıdır bilinmez, restoran kısmı her daim aç insanlarla dolu. Kaldığım bir kaç gün boyunca ben acıkmaya fırsat bulamadığım hâlde insanlar sürekli aç kalma korkusu ile bir yerlere koşuyorlardı, anlam veremedim. İlk gün çok güzel yemekler göremeyip hayal kırıklığına uğrasam da, sonraki günlerde bu durum telafi oldu, gayet doyurucu, hoş menülerlen tatmin oldum :) Bahsettiğim personel sıkıntısı bu noktada da etkisini gösteriyor yalnız, ızgara başından köfte almak için sıraya giriyorsunuz elinizde tabağınızla. Sıra size geldiğinde tabağınıza kendi uygun gördüğü kadar(!) köfteyi koyduktan sonra ‘yeter bu kadar‘ bakışıyla birlikte “çok sıra var, eritelim, ye de gel” diyor. Ula? Ne diyon sen? ‘Herşey dahil‘di hani? Hem sanane benim yiyeceğim köftenin sayısından? Allahtan çok büyük sıkıntı çıkarmadılar, fazladan bir kaç köfte verdiler de ben de huysuzluk yapmadım :)
Gelelim diğer imkânlara… Daha önce Kuşadası’nda gittiğim tesislerin denizlerinin genelde girilemez olduğunu hesaba katıyorum da, bu tesisin girilebilen denizi gerçekten güzeldi. Oldukça temizdi ve herkesin yüzebileceği derinlikteydi. Otele ait olan sahil boyunca inşa edilmiş bir dalgakıran da var, çok fazla iş görmese de. Gün boyunca çalışan bir animasyon ekibi var, çok fazla ilgilenmediğim için ayrıntı veremeyeceğim. Ama akşam animasyonları güzeldi. Bir kez Kabare gösterisi izledik, bir kez de otelin kendi su balesi ekibi gösteri yaptı, ki su balesi gerçekten profesyonelceydi, beğendim. Bir diğer sıkıcı mevzuu da kullanılan bardaklar.. Eğer içkinizi, meşrubatınızı cam bardakta içmek istiyorsanız yemek saatlerini beklemeniz gerekiyor, çünkü cam bardaklar sadece restoran kısmında kullanılıyor, ordan bir tane aşırırsanız ne âlâ! :) Barlarda alkolsüz içecekler pet bardaklarda servis edilirken, alkollü içecekler ise mika olduğunu sandığım bardaklarda servis ediliyor. Bira için fantastik bir görünüm teşkil etse de, diğer alkollü içkilerle çok güzel gitmiyor bu mika bardaklar.
Unutmadan hemen söyleyeyim. Otelin konsepti herşey dahil olsa da aldanmayın, yanınızda bir pet şişe götürün dolu ya da boş. Saat 23.00′ü geçtikten sonra hiçbir yerde su bulamıyorsunuz otel içinde, sahilin biraz ilerisindeki büfelere gitmek zorunda kalırsınız, haberiniz olsun. Son olarak, eğer Atlantique Club’a gitmeye karar verirseniz resepsiyonda şansınız varsa deniz ve havuz manzaralı bir oda istediğinizi söyleyin, bu da benden bir tavsiye ;)




